top of page

BEN KEMAL

ilk bölüm

Çocuktum. Sanırım ilkokul beşe gidiyordum. Sokağımıza bir sokak köpeği gelmişti, orada yaşar olmuştu.


Ben o köpeği çok sevdim. O köpekle aramda çok gerçek bir bağ oluşmuştu. Bir hayvanla kurduğum ilk bağ.


O zamanlar mama almayı ya da hayvan beslemeyi bilmiyordum. Evde içinde et olan bir yemek piştiğinde annemden gizli, bir peçete alıp yemeğimin kaçırabildiğiim kadarını o peçeteye sarıp o arkadaşıma götürüyordum. Gizli yapıyordum çünkü annem onu beslememi istemiyordu. Birkaç defa fark edip ona yemek götürmemi engellemişti. Onun aç kaldığını bildiğim o akşamların gecelerinde nasıl bir acı ve huzursuzluk yaşadığımı hala hatırlıyorum. Hatta o içim buruk ve çaresiz hissi şu anda bu anıyı hatırladığımda, bu satırları yazarken hala hissedebiliyorum.


Bence o sokak köpeği benim onu sevdiğimin ve onun için dertlendiğimin farkındaydı. O da beni seviyordu. Yani, ben öyle hissediyordum.


Beni her sabah okula bırakırdı. Okulum bizim evimizden yaklaşık bir kilometre falan uzaktaydı. Yürüyerek gidip geliyordum yani. O beni okula bıraktıktan sonra bizim sokağa geri dönüyormuş. Okul saati bittiğinde de gelip beni okulun önünden alırdı. Eve birlikte dönerdik.


Günler, haftalar böyle geçti.


Her zaman olduğu gibi bir sabah birlikte yine okula gitmiştik. Bu kez okul çıkışına gelmedi. Bu ilk kez oluyordu. Çok şaşırmıştım. Korkmuştum. O gün okuldan eve içimdeki derin endişe ile sokakları araya araya döndüm. Bir yandan her sokağa girmek istiyorum bir yandan bir an önce sokağımıza dönüp onu görmek istiyorum. Acele ve çaresizlik arasında sıkışıp kaldığım bir yarım saat. O keskin his de şimdi burada.


Döndüğümde sokakta da yoktu.


Sonra öğrendim ki; annem belediyeyi arayıp o köpeği aldırmış.


Ben o köpeği çok sevmiştim.


Ve galiba, ben yıllardır o köpeği kurtarmaya çalışıyorum.

son bölüm

Pazartesi günü ofise gittim. Tıpkı Oğuzhan’ı işten çıkardığım setupta; bazı insanlar ve ben aynı odada. İşten çıkarıldım. Ağlayanlar oldu. Kendi yöneticim çok kötüydü. Ben bayet sakin karşıladım. Hepsini teskin etmeye çalıştım. Hep gülümsedim.Teşekkür ettim. Özür diledim. Hepsine sarıldım.


Ekibime veda etmek için bir toplantı yapma şansım olmadı. Telefonumu aldılar. Yedek telefon verdiler, sonra yedek telefon almaktan vazgeçtim, çünkü onu da geri vermem gerekecekti. Arabamı ve evdeki Ipad, şirket monitörü vs. alabilmek için yanıma bir adam verdiler. Arabamla önce AVM’ye uğradık. Bir telefon aldım. Telefon alırken kadın “bir sms kodu gelecek” dedi. Telefonum yok dedim. Telefonu aldım. Telefonu almak için adamı arabada beklettiğim için ondan özür diledim. Adam yol boyu çok gergindi, onu sakinleştirmeye çalıştım. Şakalar yaptım, gökkuşağı vardı; "Aaaa abi gökkuşağına baksana, 2 tane ard arda dizilmişler. Hiç böylesini görmemiştim" dedim. Şaşırdı.


Adamla eve geldik. Arabadan kedi mamalarını, iç dış parazitleri, kalan köpek mamalarını, her şeyi boşalttım. Eve çıktım. Evdeki monitörleri, ipadi, şarj aletlerini topladım. Onları toplarken her zamanki gibi kedilerim merak ettiler. Kutuları, monitörleri kokladılar. Her şeyi indirdim. Bir çok şeyi arabada bırakmak istedim, almak istemedim. Adam ısrarla her şeyi topladı. "Olur mu öyle şey, bunlar senin." dedi. Zorla verdi. Mecbur aldım. Giderken beni teselli etmeye çalıştı. Daha çok ben onu teselli etmeye çalıştım; "Olur böyle şeyler, iyiyim abi" dedim.


Henüz yeni telefonuma sim kartı vs. takamadan whatsapp gruplarından çıkarıldım. Kendim çıkacaktım ama bu şansı bulamadım. Neyse ki kendi ekiplerime birer mesaj yazabildim. Zişan’ın olduğu gruptan çıktım. Herkes cevap verecek, Zişan cevap veremeyeceği için köşeye sıkışmış hissedecek diye 3 kişiden cevap geldikten sonra çıktım. Diğerinden çıkmadım. Herkes çok güzel mesajlar attı. Ekibimden ağlayarak beni arayanlar oldu. Ben de ağladım.

Garip bir şekilde; hayatımda kendimle en gurur duyduğum günlerden biriydi.

Benden yanlış bir şey yapmamı istediler, yapmadım.
Kendime ihanet etmemi istediler.
Etmedim.


Sonuçları ne olursa olsun ben hep en doğrusunu yaptım.


Ben kendime ihanet etmedim.


Şimdi Temmuz ayını hatırlıyorum; nerede olduğumu. Şimdi olduğum yere, masanın hangi tarafında olduğuma bakıyorum. İçim burkulmuyor değil, ama bir yandan da gülümsüyorum. Bir insana yapılabilecek en ağır sistematik aşağılanma, yok sayılma, kullanılma, atılma, suistimal ve istismar edilme serisinden nasıl çıktığıma bakıp gülümsüyorum. Tüm bu adaletsizliğe ve tüm bu kötülüğe artık gülümsüyorum. Çünkü Temmuz ayında ne kadar güçlüysem, kendimin ne kadar zirvesindeysem şimdi de -dışarıdan tam tersi görünse de- en az o kadar güçlüyüm, kendimdeyim ve  bir bütünüm.


Ben bugün, her şey bittiğinde, işte bu halimdeydim.

Ve şüphesiz ki bu metinde sözü edilen bu adam; bu koşullarda bu duruşu gösteren bu adam hasta, kırılgan, zayıf biri değildi.

Bu adam bendim.


Ben Kemal.

2_edited.png
Günlük

27 Kasım 2025

Hangi gün olduğunu bilmiyorum. Sanırım bu iyi bir şey. Günleri takip etmek zorunda olmayan insanlara hep özenmişimdir. Ama bunun böyle bir hâl alacağını hiç hayal etmemiştim.


Hangi gün nasıl hissedeceğimi önceden kestiremiyorum. Ne zaman uyuduğumu, ne zaman uyandığımı anlayamıyorum. Gözlerimi açar açmaz saate bakıyorum. Diyelim saat 8; sabah mı, akşam mı hiçbir fikrim…

28 Kasım 2025

Benim öfkem yine geçti. Sanırım bu durumla mücadele etmeyi bırakacağım. En azından şimdilik. Hayatımda başıma gelmiş ve muhtemelen bundan sonra gelecek her şeyin içindeki en büyük kötülük bu, evet. Kötülük de değil; ısrarla, inatla, benim hayatımı bu hale getirmek için adeta cerrahi bir hassasiyetle dizayn edilmiş niyetsiz kötülükler serisiydi bu. Hala daha devam…

29 Kasım 2025

Bugün ekibimden biri beni ziyaret etti. Bir sürü hediye getirmiş. Elleri kolları tamamen dolu, hepsini zor taşıyordu. Onun ziyareti beni çok sevindirdi. Hediyelerinin arasına bir not bırakmış. Şöyle yazıyor:

Canım yöneticim Kemal, harika bir yönetici, harika bir lider ve harika bir abi olduğun için çok teşekkür ederim. Senin ekibinde çalıştığım için çok şanslıyım.…

30 Kasım 2025

Şimdi düşünüyorum da, bu süreç en azından bazı şeyleri netleştirdi. Hani beni ruhsal olarak dengesiz, tehlikleli, psikolojisi bozuk gibi kodlayanlar vardı ya; beni içine soktukları cenderede ben mecburen sonsuz tane "uzman eşliğinde" dediklerinin tam tersi olduğumu bilimsel ve somut olarak kanıtladım. Aycan bile şey demişti; "Senin gittiğin hekimlere gidip ben görüşsem bana bile…

bottom of page